• Rüştü Erciyes Karakaya

"Bir" Entellektüelin Matematik Çerçevesi

En son güncellendiği tarih: Eki 25


Moderniteyle beraber meslek, çalışma sahası, araştırma alanı itibariyle derinleşmenin getirdiği yabancılaşmadan sıyrılabilmiş insanların öykülerine bakmak hoşuma gidiyor.


Bu tarz kimseler için böylesine bir çağda bu denli bir entellektüel genişliği nasıl başarmış akla ilk gelen sorulardandır belki ama içinde bulunulan çağ itibariyle edilgen konumdan sıyrılıp etken bir konuma yerleşebilmek ilk dikkat çeken husus olmalıdır diye düşünüyorum.


Yani entellektüel genişliğin kazandırdığı kavrayışla beraber artık yabancılaşmanın yol açtığı tanımlanan, edilgen birey olmaktan sıyrılıp tanımlayabilen dolayısıyla da etken bir özne olarak varolma eyleminde bulunan natık insan olma durumundan söz ediyorum. İşte bu çerçevede Seyyid Hüseyin Nasr konuya ilişkin görüşlerine başvuracağım bir kişi olarak karşıma çıkıyor. Kendisi MIT’deki fizik eğitiminden sonra Harvard’da bilim tarihi alanında doktora yapıp devamında Iran’da Felsefe ve Bilim Tarihi dersleri vermiştir. Şu an ise Georgetown’da Teoloji ağırlıklı dersler vermektedir.


Tüm bu disiplinlerarası genişliğin getirisi ve götürüleri ayrı bir yazı konusu olmakla beraber üzerinde incelemede bulunacağımız yazarın akademik hayatı itibariyle kendisinin ‘Matematik’ alanına dair görüşlerine bu genişliğin getirileri itibariyle bakacağız. Yani daha genel ve kısa bir değerlendirme üzerinden ‘modern çağda bir entellektüel böyle bir konumda bulunmakta’ gibi bir cümle içerisinde olacağız. En temelde Matematik bilimini tarihi süreç içinde islam bilim tarihi için bir araç olarak değerlendiren Nasr, bu bilimin kainatı daha iyi anlamak dolayısıyla aşkın varlık itibariyle değerlendirilen tanrıya bir o kadar yaklaşmak şeklinde bir şablon çizerek matematiği islam bilim tarihi içerisinde ele alıyor.


Nasr bu şablon içinde ifade ettiği birkaç temel alt dal üzerinden müslüman bilim insanlarının katkılar sunduğu ifade etmiştir. Bu alt alanları Aritmetik, geometri, trigonometri ve cebir olarak sunan Nasr, biraz daha derinleşerek Geometri konusunda Öklid dışı geometri (Non-Euclidean Geometry) konusunda ve yine geometriyle alakalı olarak cebir-geometri ilişkisinin üzerinde durmuştur. Cebir hususunda özellikle Ömer Hayyam’ın cebir kitabı ve Harezmi’nin ‘el Cebir ve’l Mukabele’ eserlerine değinerek bu isimlerin ve eserlerin alanlarında öncü, saha açıcı olduğunu dile getirmiştir. Kitabında özellikle Öklid’in 5.postülasına itirazıyla da bilinen Ömer Hayyam ve Nasiruddin Tusi’yi Öklid Dışı Geometriler’de (Non-Euclidean Geometry) önemli isimler olarak görmektedir. Aynı zamanda Nasiruddin Tusi’yi her ne kadar bu alandaki ilk eser el-Biruni’ye de ait olsa trigonometri alanında kurucu olarak görmekte ve bu alandaki trigonometrik fonksiyonların müslüman bilim adamlarının eseri olduğunu yazmaktadır.


Tüm bunlar elbet bilinen varolan, yazılıp çizilen bilgiler fakat avrupa merkezli bir tarih anlayışı-kurgusunun (European-centered historical view: historical bias) hakim olduğu anlatıda bu konular oldukça kenarda bırakılmıştır. Birçok bilim tarihi kitabında belirtilmekten sakınılan bu hususlar bir gerçekliği ifade etmekten öte anlam taşıdığını düşünmek bir takım ideolojilerin prangalarından sıyrılamamakla eşdeğer olduğunu düşünüyorum. Batı ve Modern bilimin çıkışı itibariyle beslendiği noktalar pek tabii olacaktır ve bu noktaların yeryüzündeki muhtelif medeniyetler olması da oldukça olağandır. Hiçbir medeniyet ve onun yeşerttiği bilim dünyası salt bir varoluş sergileyemediğini düşünmekle beraber o bilim dünyasının önermelerini de sadece kendi iç dinamiklerinde değerlendirmeyi ciddi bir kavrayış kaybı olarak görüyorum.


İşte bu bağlamda Seyyid Hüseyin Nasr’ın aldığı eğitimin batı menşeili olması ve devamında bu çerçeveyi Batı’da sunması oldukça önemli bir hususu olarak görünmektedir. Akademik meşruiyetimizi Batı’dan alma kaygısı taşıdığımız şu günlerde bu tarz genel bir kavrayış sunabilecek insanlara da göz atmanın faydalı olduğunu düşünüyorum. Tabi hususta doğu-batı-islam medeniyeti ayrımını iyi yapmak durumundayız, bu ifadelerin birer coğrafi anlam taşıdığını düşünerek yazıyı okumak okurla yazar arasında ciddi bir set çekecektir. Burada anlatmak istediğim düşünce tarihi ve dolayısıyla günümüzde bilim olarak öğrenme eylemi içinde bulunduğumuz alanın çok yoğun bir anlamda Doğu-Batı-İslam medeniyeti ayrımını içerdiğidir. Kendini bu ayrım ekseninde hisseden bir akademisyenin entellektüel genişliği de ‘Matematik’ gibi bir temel bilim alanında da mensup olduğu medeniyetin fikri üzere şekillenmektedir.


Yol Şiirleri’ olarak Türkçeye çevrilen şiir kitabında “’Bir’ Olana Giden Yolun Safhaları” olarak nitelendirdiği bölümdeki şiirine ‘Hikmetin Durakları’ demiş ve aslında ‘bir’ olan ifadesiyle beraber ‘bir’ sayısı etrafında şekillenen, mensubu olduğu bir medeniyet fikrini yani tevhid’i vurgulamıştır. Edindiği entellektüel genişlikle beraber ifade ettikleri ve çizdiği çerçeve onu ‘edilgen’ konumdan ‘etken’e yani ‘natık’ bir hale getirmiştir ve bu genişlikteki (:polymath) insanların temel kaidelere, bilimlere yaklaşımları izlenmeli diye düşünüyorum.

neden çıkmayalım bu özürlü takvimden
aptalların gramerinden, mitoloji filan bilenlerin
noktalı virgülü hep en doğru yere: ah belinda filminden
yüzünü buruştur ve bunu kimseye açıklama
tek başına bilemediğin, tek başına bilemediğini…

daha fazla ayrıntı için, S.Hüseyin Nasr’ın Knowledge, Civilization And The University” başlıklı İstanbul Şehir Üniversitesi’nde verdiği konuşma: https://www.youtube.com/watch?v=tdpZI2KlfBc&t=817s *yazının sonunda paylaşılan dize-epigraf Osman Konuk’un ‘Beyaz Savunma’ adlı şiir kitabından alınmıştır.





24 görüntüleme

©2020 Sabancı University IEEE Student Branch tüm hakları saklıdır!

  • Instagram
  • YouTube
  • Twitter
  • LinkedIn